Ülkemizin Kompleksi: Mehdilik

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:8.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} Fetullah, Adnan Oktar, Tarikatların içinde mehdi bekleyenler, mehdi olduğunu düşünen niceleri ve akıl hastaneleri… Ruhsal hastalıklardan Şizofreni atakları ve Bipolar Mani atakları aslında ülkemizin insanı içinde bulunan bir kompleksi ortaya çıkarmaktadır. Dünya devletinden ortadoğu’da küçük bir devlet kaldığını düşünenler Mehdilik megolamanyası içine girerken Atatürk’ün açtığı devrimi kaçırdığımızı ve Kemalizmden uzaklaştığımızı düşünen hastalarsa Atatürkçü ve İsmetçi söylemleri ile çılgınlıklarını yaşamaktalar. Mehdiliğin çok rağbet görmesi ise nüfusun çok büyük çoğunluğu ne kadar modernize de yaşasa işitsel veya görsel halüsinasyonlar ve hayallerin dini bir imgelem olduğunu düşünerek yorumlamasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden hastaların çoğu inançları gereği ülkeyi ve bütün dünyayı kurtaracak bir mehdi olarak kendini görme eğilimine girebilirler. Bu ruhsal hastalıkların az zeka ile veya eğitimle bir ilişkisi yoktur. Ayrıca sosyokültürel olarak bir ayrım da yapmaz. Bu yüzden çok zeki ve donanımlı biri karşısındakini kendi düşüncelerine göre etkileyebilir ve bu hayallerini ona ortak edebilir. Hele İslam dini gibi söylemlerle sıradan bir insanın bile bir çok takipçi elde ettiğini düşünürsek lider özellikli bir mehdilik iddiası olan kişi çok daha fazla bir topluluğu kendine takipçi yapabilir. Organizasyon büyüdükten sonra ise para toplamak ve örgütü daha da güçlendirmek çok kolay olacaktır. İhtiyacınız olan size ölümüne bağlı kişiler ve para cebinizdedir çünkü. Bu arada tarikatlar içinde de mehdicikler beklenir. Kimine küçük yaşta bu mehdi olabilir denir çünkü 2000li yıllarda hem islam alemine hem de tüm dünya ya mehdi gelecektir. Fetullah ve Adnan Oktar’ın hem İslam’a hem Museviliğe hem de Hristiyanlığa sempatik gözükme isteği bundan kaynaklanır. Çünkü gelecek mehdi sadece İslam alemine değil bu üç semavi dinlere de gelmesi beklenir ve islami kaynaklarda bundan bahseder. Ve bu kişiler de İsrail’le, ABD ile ve diğer gayri müslim ülkelerin ruhani liderleriyle iyi ilişkiler kurmaya çalışır ve bunun içinde dinler arası diyalog adı altında söylemler ortaya çıkar. Aslında dinler arası diyalog temel felsefesi ile çok iyi bir söylemdir. Fakat bu kişilerin dengesi her an düz bir çizgide gitmediği için ipleri kolayca başkasının eline geçebilir. Veya güç edinmek için başka güçlerin istediği işleri çok kolay şekilde yapabilirler. Velevki şu anda ülkemizde kendini mehdi sanan sadece bu iki şahıs yoktur. Ama en meşhurları bunlardır. Bu iki kişinin özellikle yaratılmasında ki hikmet ise maalesef islami kesimin yıllar önce çok baskı gördüğü iddialarıdır. O yıllarda çıkan kitaplar ve söylemlerle beraber a’dan z’ye bütün islami kesim yani muhafazakar kanat bu kişileri desteklemiştir. Çoğu adnan oktar a9 kanalını kurup kediciklerle dans etmese onun halis bir Müslüman ve hoca olduğu iddiasını devam ettireceklerine eminim. Peki Müslümanlık veya iyi hocalık sadece görünümle mi olmakta? Gavs-ı Azamlar şu anda ülkede ve orta doğu da fazlasıyla varlar. Gavs-ı Azam’ın kelime manası Peygamberimizin (SAV) yer yüzündeki temsilcisi demektir. Kimi de ruhsal bir hastalık olmasa da çevresindekilerin biraz gayretiyle kendini GAVS konumuna sokabilmekteler. “Tarikatlar ve Şeyhler niçin varlar ve var olmalılar mı?“ gibi soruların cevaplarına girmeyeceğim.  Tarikatların temelinde şeyhler evliya değildirler size yol gösterirler. Ama iyi bir Müslüman olmanız için bir şeyh’e ihtiyacınız yoktur. İşte akıl tutulması da burada başlamaktadır. Kendini mehdi sayanları tutukluyorsunuz peki ya kendini Gavs sayanları, evliya sayanları da tutuklayacak mısınız? Söylediğim gibi tek kompleksimiz bu değil isim vermek istemiyorum ama Mevlevilik görünümünde kendini Peygamber ilan eden ve uzaylılarla temasının olduğunu iddia eden cemaat ve örgütlerde var. Bu topluluklarda da diğer kompleksimiz Atatürk devreye giriyor. Atatürk’ün peygamber ve kendisinin de Mevlana’nın reankarnesi olduğunu iddia eden bir kadın 80’lerden beri organizasyonunu büyütüyor. Çünkü o uzaylılarla konuşuyor ve 900 sayfalık kitap yazdırdıklarını iddia ediyor. Ayrıca tüm kutsal kitapları kapsadığını iddia eden bu kişi artık bu kitabın yeni kutsal kitap olarak diğer kutsal kitapların yerini aldığını iddia ediyor. Dünya kardeşlik birliği adında etkinlikler düzenleyip konferanslar veriyorlar. Ve çok ünlü yurt içi ve yurtdışı profesörlerden bu konferanslara katılanlarda var. Anlayacağınız dünya var oldukça ve döndükçe bu tarz organizasyonlar çıkacak. Ama ülkemizdeki iki kutuplu şekilde bu organizasyonlar yani tarikat temeli ortaya çıkmakta. Mehdilik, Peygamberlik ve Gavs’lık iddiası olanlara lütfen öncelikle siz iyice bakın. Unutmayın, iyi bir inanan olmanız için size siz yetersiniz. Eğer yalnızsanız ve dost arıyorsanız size Allah yeter. En hakiki dosttur o.

İnsan Mühendisliği

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:8.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} HABER ŞİLE GAZETESİ KÖŞE YAZIM: Seçimler bir bir geliyor ve gidiyor. Sonuçta seçilen en çok oyu alan oluyor. Çoğu süreçlerde siyaset mühendisliğinden bahsediliyor. Benim ve dünyanın en büyük iş alanlarından bilişim ve bilgisayar bilimlerinde ise sosyal mühendislikten bahsediliyor kimi zaman. Rahmetli Nüvit Osmay ise yıllar önce insana mühendislik bakış açısıyla baktıktan sonra İnsan Mühendisliği adında bir kitap yazıyor. İnsan kelimesine mühendislik bakış açısıyla bakabilmek derin bir konu. Ve her olgunun başı da insan. Siyasette, Bilişimde, Teknolojide, iş hayatı da insana dair. İnsan kelimesini ortadan kaldırırsanız zaten geriye anlamlı bir olgu kalmıyor. Rahmetli Nüvit Osmay, insan mühendisliği kitabında tolerans ile ilgili araştırmalara ve kendi görüşlerine de yer veriyor. Siyasette, sokakta, iş hayatında ve aile hayatında dahi toleransımız kalmamış durumda. Toleranssızlık ise bağnazlıktan doğmaktadır. Gandhi’nin meşhur bir lafı var; “Toleranssızlık kendimize ve davamıza güvenemediğimizin bir işaretidir.” Şimdi de insan mühendisliği kitabından küçük bir alıntı yapalım ve vermek istediğim mesaja biraz olsun yaklaşalım… Tolerans kayıtsızlık ve adam sendecilik değildir, uzun bir kişilik gelişimine ihtiyaç gösteren güzel bir huydur. Prof. Makintosh artık bağnazlıkları yenip tolerans sahibi olma zamanıdır. bağnazlıklar 4 çeşittir.   1-) Cehaletten doğan bağnazlık 2-) Menfaatten doğan bağnazlık 3-) Alışkanlıktan doğan bağnazlık 4-) Korkudan doğan bağnazlık   Bütün tarihimizi inceleyip, toplumumuzda tolerans, hoşgörü nedir bilmeyen amirleri insanları tetkik edin, göreceksiniz ki onlar ya cahildirler, ya başka fikir sahiplerine müsamaha ile muamele etmek menfaatlerine aykırıdır, yahut alıştıkları şeyden vazgeçmek onlara güç gelmektedir, yahut da şuur üstü veya altı bir korkunun tesiri altındadır. Hatta toleranssızlıklarının şiddeti de bu korkunun derecesine tabidir. Toleransın gıdası ilahi şüphedir. Acaba karşımızdaki adamın da söylediklerinde haklı olduğu bir taraf yok mudur, şeklindeki ve Fikret'in de şüphe bir nura doğru koşmaktır diye ifade ettiği şüphe. Voltaire'nin meşhur " Söylediğiniz sözlerin hiçbirini kabul etmiyorum, fakat sizin bunları serbestçe söyleyebilmeniz için canımı veririm" sözü tolerans ve hürriyet için söylenmiş ölümsüz özdeyişlerden biridir. İnsan Mühendisliği kitabından bir kısmı alıntıdır...   Eğer insanlığımız bağnazlıklardan kurtularak düzelecekse ve hürriyet seçimlerimize saygı göstermekse sosyal medya da ve kısmen de olsa dışarıda gördüğüm bu siyaset kavgası nedir. AK partililer, CHP taraftarlarına sosyal medya da sataşırken aynı şekilde CHP’lilerin AK partililere sataştığını görebiliyorum. Sadece bu yüzden insanlar birbirlerini sosyal medyadan silecek kadar ileri gidebiliyor. İlericiliği ve araştırmalarda daha çok yüksek öğrenim görenlerden oy alan CHP’nin tutumu? Aynı zaman da herkese eşit mesafede yaklaştığını herkesi kucakladığını 81 milyonun cumhurbaşkanı olacağını söylenen sayın erdoğan’ın taraftarlarının bu tutumu? Her şey insanda bitiyor! Eğer bir kahvehane’de bir okul’da, sokakta verdiğiniz oy yüzünden tartışma çıkartılıyorsa orada bağnazlık kol geziyordur. Bu bağnazlığı oluşturan cehalet mi? Alışkanlık mı? Menfaat mi? Yoksa korku mu? Bunu bilemiyorum ama tolerans sahibi olmamızın vakti geldi de geçiyor. Siyası olarak asla taraf olmadım. Her zaman her kesimden arkadaşlarım dostlarım oldu. Olmaya da devam edecek. Ve eğer birisinin fikrini değiştirmek istiyorsanız ona hakaretler savurarak değil sevgi ve saygıyla yaklaşın. Bir insanı kazanmak yıllar alır ama bir insanı kaybetmek sadece bir saniye de mümkündür. Eğer bir parti örgütüne üye değilseniz bu sizin bireysel savaşınızdır. Şunu unutmayın benim en beğendiğim sözlerden biri de “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır”! eğer ülkeyi bir makine olarak düşünürsek siz de bu ülkenin bir çarkısınız ve siz doğru ve dürüst olmazsanız bu makine bir gün duracak ve bozulacaktır. O zaman suçu başkasında aramayın önce kendinize bakın. Çevrenizdeki çarkları doğru çalışmaya zorlayın bu sizin bu ülke için yapabileceğiniz en doğru adımdır. Karıncaya nereye gidiyorsun diye sormuşlar. O da hacca gidiyorum demiş. Karıncaya bu soruyu soranlar gülmüşler ve sen bu adımlarla asla hacca ulaşamazsın demişler. Karınca gülümsemiş ve hiç olmazsa o yolda ölürüm demiş. Sizin de uğruna ölecek değil, uğruna yaşayacak idealleriniz olsun. Çocuklarınız en iyi şekilde yetişsin. Bir çöpçü sokağı en güzel şekilde temizlesin ve görenler burada dünyanın en iyi çöpçüsü var desin. İnsan olmadan zaten dünya olmaz, insan olmadan devlette olmaz!    

Milli Ekonomi ve Asgari Ücret

Haber Şile Gazetesi Köşe Yazım Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:8.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} 2018 seçimleri geldi çattı. Her vatandaşımızın oy kullanması gerekiyor. Bunlardan biri de benim. Takım tutar gibi parti tutmam. Sadece dikkat ettiğim tek husus girişimcilik, KOBİ ve iş adamlarının önünü açmak için yapılacak yatırım veya teşvikler. Bunlar benim gibi şirket sahipleri için oldukça önemli. Bir çoğunuzun bildiği gibi yazılım şirketi sahibiyim. TÜBİTAK destekleri alıyoruz ve almaya devam edeceğiz. AK parti den önce TÜBİTAK destekleri ve KOSGEB destekleri ortada yoktu. Muharrem ince ise girişimcilere destek vereceğiz diyor. Burada seçim bizlerin olacak. Ya olmayan bir eko sistem yaratan Sayın Erdoğan’ı desteklemeye devam edeceğiz ya da vaatlerine ve daha iyi bir eko sistem yaratacağına inanan Sayın İnce’yi destekleyeceğiz. Burada seçim sizin benim seçimim de bende zaten. Birde en büyük sorunumu ve KOBİ’lerin sorunlarından bahsetmek istemekteyim. Bu bahsettiğim KOBİ’ler 10 milyon TL altı cirosu olanlar. Aynı zamanda çevremde danışmanlık verdiğim ve iş yaptığım müşterilerimde mevcut. Bir kişi asgari ücrette çalışıyorsa genelde üniversite okumamış veya vasıfsız eleman düzeyinde çalışan kişi olmaktadır. Gençlerse işe girmek için liseden mezun olduktan sonra işkura gitmekte veya kendi imkanlarıyla iş aramaktalar. Size 18 yaşında yeni mezun olan birisi ile sıradan lise mezunu 35 yaşında asgari ücret ile çalışan birisi aynı maaşı alması doğru mudur? Yani asgari ücret dediğimiz kavram minimum verilecek tutardır ama eğer sıradan bir işte çalışıyorsa 35’inde de olsa 40’ında da olsa asgari ücretle çalışanlarda mevcut. Bu iki kişinin hayata bakışı ve insanlarla diyaloğu dahi yılların verdiği deneyimle farklı olmaktadır. O zaman 18 yaşındaki bir kişi ile aynı şartlarda olan 40 yaşında kişi aynı maaşı almamalıdır. Veyahut kademeli asgari ücret uygulaması veya teşviklerle bu denge sağlanmalıdır. En basitinden bir sekreter iş görüşmesi yaptığımda lise mezunları başvururken seçimim 40 yaş üstünde olmuştur. Bu denge gençleri de yaşlıları da mağdur etmeyecek çeşitli teşviklerle bu dengeyi sağlayacak bir şekilde olmalıdır. Asgari ücret artışları yüzünden bir kişiyi dahi istihdam ederken kırk kez düşünmekteyim. Benim gibi olan nice firmalardan bazıları ya SGK’sız Suriyeli çalıştırmakta ya da SGK yapmamaktadır. Bu da işsizliği daha da arttırmaktadır. Sayın İnce’nin seçim beyannamesin de gördüğüm asgari ücreti 2250tl yapmak istemeleri aynı şekilde akıl tutulmasıdır ve işsizliği arttıracaktır. Sayın Erdoğan’ın seçim beyannamesinde rastlamasam da bu artışı yapan kendileri olmuştur zaten. Bir de işin toplumsal bir boyutu var 18 yaşında yeni lise mezunu bir genç ailesi ile birlikte oturmaktayken 40 yaşındaki bir abimiz asgari ücretle aile geçindirmektedir. 18 yaşında çoğu genç ailesi ile birlikte oturduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok örf ve adetlerimiz böyledir. Geleneksel Türk aile yapısında gençler evlenmeden genelde ailesinden ayrılmaz. Peki çok gelişmiş ülke nitelemesini sevmesem de USA yani Amerika’da asgari ücretler nasıldır? Açıkçası orada hükümet temel bir asgari ücret belirler ama eyaletler buna bağlı kalmak durumunda değillerdir. Ya kendi asgari ücretini belirlerler ki bu hükümetin belirlediğinden daha az veya daha çok olabilir ya da bir asgari ücret uygulamasını kabul etmezler. Yaş dışında asgari ücreti belirleyen bir husus Amerika örneğinde ki gibi çalışılan il veya coğrafi bölge olmalıdır. Hakkari’de, Diyarbakır’da, Siirt’te aynı asgari ücret uygulanırken İstanbul, İzmir, Ankara ve Antalya’da da aynı asgari ücretin uygulanması yine bir akıl tutulmasıdır. Peki bugüne kadar bunu düşünmemiş CHP, AK Parti veya MHP’mi ? tabi ki hayır böyle gelmiş böyle gider diyen Çalışma ve Sosyal güvenlik bakanlarıdır! Aynı zamanda USA yani Amerika’yı incelediğimde aslında alım gücü olarak orada 1$ ile aldığınız çoğu şeyi buranın 1TL si ile kıyaslayabilirsiniz. Milli gelir ortalaması en yüksek ülkelerden biri olan Amerika’da ortalama maaşlar 3,300 dolar civarı. Ama alım gücü ile kıyaslarsanız TL olarak 3,300TL’ye gelmektedir. Tabi yemeyip içmeyip 1 sene orada çalışıp 3 ay Türkiye’de parayı harcamaya kalkarsanız birden kendinizi çok zengin statüsüne koyabilirsiniz. Amerika’da bir market kasiyerliğinden büyük bir firmada yöneticiliğe kadar giden yolu bir Türk olarak dahi hayata geçirebilirsiniz. Fakat orada eleman ihtiyacı fazla ve çoğu şirket ürün üreten veya yüksek teknoloji üreten şirketlerdir. Peki biz? Ne üretiyoruz? Bizim çok fazla üreten sektörümüz olmadan asgari ücreti yükseltmek yanlıştır. Eğer ülkede piyasaların canlanmasını harcamayı teşvik etmek ve aileleri daha fazla ayakta tutmak istiyorsanız emeklilere verebileceğiniz daha büyük zamlar çok daha mantıklıdır. Unutmayın “Üreten ekonomi, Milli Ekonomidir.”! Yoksa inşaata yatırılmış yatırımlar milli ekonomi yaratmaz. Yüksek teknolojiye yapacağınız yatırımlar ekonomiyi canlandırır. İster Sayın İnce, ister Sayın Erdoğan, isterse Sayın Akşener kazansın tek isteğim gerçek milli ekonomiyi yaratmaları ve üreten bir Ülke haline gelmemizdir. Kobilerin kalkınmasını sağlamanız bu ülkeyi şahlandıracaktır. Rekabet eden KOBİ’ler olmamalıdır rekabet ettiğimiz diğer ülkelerin girişimcileri KOBİ’leri ve firmaları olmalıdır. Volkan Atasever  

Cep Telefonu Şarjı ile Commodore 64 Çalıştırmak

Açıkcası bu benim yazım değil ve blogumda sadece kendi yazılarıma yer veririm genelde. Fakat iş retro bilgisayarlar olunca harika projeleri paylaşmadan edemiyorum. Commodore.gen.tr forumundan ilkerficicilar cep telefonu adaptörü ile Commodore 64 çalıştırmayı ufak bir kaç işlemle başarmış. hemde orjinal adaptörlerinin dev gibi olduğunu düşünürsek bence harika bir fikir. Commodore 64 için piyasada adaptör azlığı sorunu malum.Bu eksikliği, kolay ulaşılabilir parçalarla giderme yolunda ilk deneme şöyle:Gerekenler:. 5V 2A (veya daha amperli) USB şarj adaptörü.. USB kablosu. 7 uçlu DIN erkek fiş (C64 güç girişi)Bendeki adaptör yüksüz ölçümde 5.6V veriyordu. C64'ün çipleri %5 esneme payıyla 5V ile çalışıyor. Ama şanslıyız ki C64'ün içinde bir 7805 regülatör entegresi var. Ona güvenerek devam ediyoruz.USB kablolar genelde renk kodlu. Siyah renk 4 no'lu uca bağlı ve toprak. 1 no'lu uç ise kırmızı ve +5V taşıyor. Diğer ikisi beyaz ve yeşil veri ucu.C64'ün güç giriş yuvasının en alt ucu olan 2 no'lu delik toprak. Hemen solundaki ise +5V.ASCII çizimle:  o   o o     o  5   o    0 Yukarıdaki kaba çizimde USB'nin siyah ucunu 0'la işaretlediğim deliğe, kırmızı ucunu da 5 ile işaretlediğim deliğe sokuyoruz.7 uçlu DIN erkek fişin ise 2 (GND, siyah) ve 4 (+5V, kırmızı) no'lu pinlerine lehimlenecek.Bu hızlı "olabilirlik" denemesindeyse kürdan saplama pratiği kullanılmıştır.Fotoğrafları aşağıya ekledim.Bir bilgi olarak: C64 9-12V olmadan da çalışıyor (SID hariç). C64'ün güç girişine uygun 7'li DIN erkek fiş ise elektronikçilerde kolayca bulunabiliyor.Yukarıdaki ASCII çizimde verilen güç giriş şemasının en üstündeki iki giriş AC 9V için. Bu giriş içeride DC'ye çevrilip SID'e ve user port'a veriliyor.9V hattı içeride rektifiye edildiği için kritik değil, ayrı bir adaptörden de giriş alınabilir ya da bir voltaj katlayıcı ile 5V, 10V'a çıkarılıp beslenebilir.9-12V hattı AC değil DC olarak beslenirse sadece 6526'ların TOD saati çalışmıyor. Bu saat 50HZ'lik bir 'tik'le çalışıyor ve bu 50HZ de şebeke elektriğindeki dalgalanma frekansından temin ediliyor. Kritik değil. Ama 1997 yılında bir 555 entegresiyle bu frekansı üretip doğrudan C64'e vermiştim, şeması http://cbm.ficicilar.name.tr/ 'de bir yerlerde olacak.Bu arada ben eski PC güç kaynaklarını da C64'te sorunsuz kullanmıştım. Üstelik switching PS olduklarından gayet güvenliler, sadece fazla büyükler.Kısaca, bu denemeye göre cep telefonlarının o ufacık şarj adaptörleri kullanılarak C64'e ve 1541-II'ye uygun hesaplı bir adaptör geliştirilebilir.Not: C64'ü açık bıraktım, yarım saattir parmak kadar şarj adaptörüyle sorunsuz 'şarj' oluyor Bence gideri var.      

Çocukların Bilgisayar Kullanımı

Bilgisayarla tanışmam her zaman söylediğim gibi 3-4 yaşlarıma gelir. İlk 512KB Ram'e sahip Amstrad PCW 8512 ile karşılaştım o gün çok etkilenmiştim. Bu bilgisayar babamın ofisindeydi. hep o ofise gidip o bilgisayarın başında saatler geçirmeye başladım. bu arada 1984 doğumlu olduğumu ve bu yılların 1987-1988 yıllarına geldiğini söylemeliyim. Ardından babam ilk bilgisayarımı aldı. bu benim için müthiş bir histi. babamın bilgisayarı yeşil ekran bir iş bilgisayarıydı bana aldığıysa renkli bir oyun canavarıydı. artık sadece yeşil ekran üstünde kelime işlemcilerle ve uygulamalarla vakit kaybetmiyordum. bir çok oyun kaseti de almıştı. bu kasetler yeni neslin hatırlamadığı müzik kasetleri ile birebir aynıydı ama bilgisayar için üretilenleri biraz daha sağlamdı. çok yavaş bir okuma hızı vardı. daha okuma bile bilmiyordum okula bir sene sonra başlayacaktım. orada oynadığım oyunlar ve ingilizce kelimelerle çalışmam benim için çok faydalı oldu. ilk bilgisayarım çılgın bir aletti. 1992 senesinde ilkokul 2 ye başladım. okulumuzda bilgisayar kursu açıldı. şanslı bir bireydim çünkü çoğu okulda böyle bir kurs yoktu. ardından Locomotive BASIC 1.0 ile programlamaya daldım. o zamanlar bilgisayarlar ve bilgisayarın BASIC lehçeleri çok farklıydı. 2. şansım ise kurstaki bilgisayarlarla evdeki bilgisayarım birebir aynıydı. O zamanlar bilgisayar kullanmak demek programalama öğrenmeyi gerektiriyordu. bir işletim sistemleri yoktu onun yerine BASIC Interpreter dediğimiz yorumlayıcılara sahipti. basit bir şekilde kodlama yapmaya başlamış ve o yıllarda bilgisayar mühendisi olacağımı söylüyorum. Şu anda ise çocukların elinde olan bilgisayar ve telefonlarda sadece oyun oynayabiliyorlar ve malesef programlamadan bihaber olan çocuklar yetişiyor. tek işleri oyunlar, sosyal medya ve eğlence. hala şiddetle bilgisayar kullanımı erken yaşta olmalı diyorum fakat akıllı telefonlar hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim. çocuğu küçük yaşta bir telefon bağımlısı yapabilir ve hiç bir şey de katmayabilir. Bill Gates akıllı telefonları çocuklarına 14 yaşına kadar yasaklamıştı. Sizce bunun nedeni ne olabilir? Bill Gates gibi bir adam bunu yapıyorsa emin olun diğer anne babaların kesinlikle yapması gerekir. Fakat bilgisayar kullanımına karşı değilim aksine özendirilmeli. Mümkünse çocuklar için olan programlama vb. kurslara gönderilmeli. Algoritma konuları öğreten bir kurs olmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü çocuk veya birey algoritmayı öğrendiğinde düşünce yapısı gelişecektir. Algoritma her şeyin temeli tabi ki programlamanın da. Bu bağlamda algoritmalarla beraber basit programlama kurslarına gönderirseniz işte o zaman oyun da oynasa içinde bir merak uyanacaktır. bu oyun nasıl programlanıyor? bu bilgisayar nasıl çalışıyor? vs. gibi. o zaman bir adım daha ileriye gideceksiniz. Eğer bunu yapmayacaksanız sınırsız bir bilgisayar kullanımı faydalı olamayacaktır. Çocuğunuzu yönlendirmeli ve bu işi öğrenecekse bilgisayarı kullanmasını istemelisiniz.  

Teknoloji ve Bilim Dergileri Üzerine

Günümüzde dergi okuma oranı ne kadar düşmüş olursa olsun hala çok kaliteli yayın yapan dergiler var. Çocukluğumdan beri bilişim, teknoloji ve bilgisayar dergilerini takip etmekteyim. hala development konusunda olmasa da bilimsel ve teknoloji konusunda kaçırdığım haberleri bu dergiler sayesinde yakalamaktayım. Zaten 2-3 tanesinde uzun yazarlık deneyimlerim olan dergilerde olmuştu. TÜBİTAK yayını Bilim Teknik, CHIP (geriye kalan tek bilgisayar dergisi), LOG ve bunların dışında Start up, capital, para, CeoLife ve Platin takip ettiğim dergiler arasında. tabi ki bir kısmı doğrudan teknoloji olmasada iş yaşamı adına ve teknolojinin iş yaşamına yansımlarını takip etmemi sağlamakta. size de dergi takip etmeyi şiddetle tavsiye ederim. kahvenizi yanınıza alın bir rahatlama müziği koyun ve aylık dergilerinizi mutlaka takip edin.

Visual Studio Code'un Bugünü ve Geleceği

Microsoft'un kaynak kodlarını yayınladığı Visual Studio Code, gelecekte Sublime Text ve Atom'u geçebilir mi?   Visual Studio Code, hata ayıklama özellikleriyle, gelişmiş web ve bulut uygulamaları üstünde kodları düzenlemeye, yeniden tanımlamaya ve optimize etmeye yarar. Visual Studio Code tamamen ücretsiz olup, dilediğiniz gibi kullanabilir, kodlarını inceleyebilir ve kendi ihtiyaçlarınıza göre değişim yapabilirsiniz. Uygulama, çoklu platform desteğine sahip olduğu için Linux, Mac OS X ve Windows üzerinde çalışır ve programcılar için yaklaşık 30 programlama dili desteği sunar. Desteklediği dil, kütüphane, çatı ve platformların listesini aşağıda bulabilirsiniz: Batch C++ Clojure Coffee Script Dockerfile F# Go Jade Java HandleBars Ini Lua Makefile Objective-C Perl PowerShell Python R Razor Ruby Rust SQL Visual Basic XML Groovy Markdown PHP Swift CSS HTML JavaScript JSON Less Sass TypeScript C# Visual Studio Code, Mac OS X, Linux ve Windows işletim sistemlerinde CoreCLR ve ASP.NET 5 uygulamaları geliştirmek ve diğer dilleri desteklemek için sunulan bir kod düzenleme yazılımıdır. Intellisense, hata ayıklama, sürüm kontrol ve ASP.NET 5 uygulamaları en önemli özellikleri arasında yer alır. IntelliSense, kodları yazarken API'leri açıklar, hızı ve doğruluğu artırmak için otomatik tamamlama yapar. Hızlı bilgi ipuçları, API tanımlarını incelememize olanak sağlar.   Kodlar arasında ilişkilendirmeler yapması ve kodun yazım esnasında sorunlar hakkında bilgi vermesi, programcıya epey kolaylık sağlar. Node.js, TypeScript ve JavaScript için tümleşik hata ayıklama araçları ile birlikte gelir. Uygulamalarımızla ilgili sorunları belirtir. Visual Studio Code'un sunduğu özellikler sayesinde yazdığımız kod üstünde kesme noktaları belirler, özel durumlarda değişkenleri izleyebilir ve kodumuzu adım adım ilerletebiliriz. Git araçları sayesinde birden fazla katılımcının bulunduğu projeler için de büyük kolaylık sağlar. Herhangi bir uzak sunucuya (GitHub, Azure Web Apps, Visual Studio Team Services vb.) kodu checkin/checkout ederek Git üzerinde bağlantı kurmaya olanak sağlar. Visual Studio Code'un özelliklerinden bahsedip, tanıtımını yaptıktan sonra objektif fikirlerimi size sunmak isterim. Microsoft platformları ile Windows üzerinde geliştirme yaparken yıllardan beri kazandığım deneyim, Visual Studio tümleşik geliştirme ortamı ve Notepad++ ile çalışmaktır. Bu platform için hâlâ bunu tercih etmeye devam edeceğim. Bildiğiniz gibi Visual Studio Community 2015 de ücretsiz sunulurken, bu ikili ve bazı geliştiriciye özel araçlar yeterli oluyor benim için.   Visual Studio Code'un geleceği Linux ve Mac OS X üzerinde daha çok rağbet görebileceğini düşünüyorum. Yeni geliştiriciler, Microsoft platformu ile yazılım dünyasına adım atarlarsa, Visual Studio Code yaygınlığı ilerleyen yıllarda artabilir. Benim için şu anda ihtiyaç listemde değil. Çok ihtiyacım olduğu zamanlar haricinde, Linux üzerinde geliştirme yapmıyorum. Geliştirme yapsam da MS platformları ile etkileşime girmiyorum. Mac OS'a ise iPhone geliştirme için gerek duyuyorum. Artık ticari olarak firmalar (IBM, Microsoft vb.) bulut bilişimi yaygınlaştırmaya para harcıyor. Gelişme araçlarının da oturduğunu düşünüyorum. Tabii ki her zaman daha gelişmiş özellikler gelecek ama bu tarz küçük uygulamalarla geliştiricileri heyecanlandırmaya çalışan bir Microsoft var karşımızda. Çoklu platform yazılımlarının mobil uygulamalar dışında çok değerli olduğunu düşünmüyorum. PhoneGap, Xamarin bunların başını çekiyor. Peki, ASP.NET geliştirmesini veya düzenlemesini Linux üstünde neden yapmalıyım? Mac OS X sahibi geliştiriciler, her zaman makinesinde bir Windows tutmaktadır. Linux geliştiricileri çok katı kurallara sahip değillerse aynı şekilde Windows ve Mac OS X çalıştırmaktadır. Bunu sanal makineyle veya fiziksel kurulumla sağlayabiliyorlar. ASP.NET sunucu tabanlı çalışan ve bir sunucuya yükleme gerektiren bir web teknolojisi. Dolayısıyla da Windows ortamını kullanmak ve Microsoft teknolojileri kullanan bir sunucuya sahip olmak şart. Diğer taraftan, Xamarin'i bundan ayrı tutuyorum. Linux üzerinde Visual Studio Code kullanılmasının avantajı ise kod düzenleme aracının gerçekten çok verimli olması. Visual Studio Code ile PHP, C++ geleneksel editörlerden daha iyi bir kullanım sağlayabilir. Dediğim gibi kullanılacak diller yine Linux üzerinde çalışacak diller olacaktır. Mac OS X tarafında Visual Studio Code ile aynı ılımlı düşüncelerim yok. Xcode yeterince gelişmiş ve geliştiricilerin aşina olduğu bir ortam. Visual Studio Code'un geleceği, yeni yazılım geliştiricilerin kullanım alışkanlıklarına bağlı olacak. Eğer mevcut sisteminizde Sublime Text ya da Atom gibi editör kullanıyorsanız, bunlarla devam edebilirsiniz. Yenilik arayanlar ve yeni başlayanlar için Visual Studio Code iyi bir alternatif.

Kuantum Bilgisayarlarında Yeni Mimariler...

Fatih Yücalar'ın sitesinde rastladığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Avusturya Innsbruck’taki üç araştırma enstitüsünden gelen araştırmacılar, 23 Şubat 2011’de Nature dergisinde yayımlanan bir makalede kuantum bilgisayarla bilgi işlem için yeni bir anlayış ve mimari ortaya koydular. AB Altıncı Çerçeve Programı çerçevesinde ve IST (Information Society Technologies) tematik alanında yer alan MICROTRAP (‘Development of a pan-European Microtrap Technology capability for Trapped Ion Quantum Information Science’) ve SCALA (‘Scalable quantum computing with light and atoms’) projeleri 1,77 ve 9,36 milyon avro ile desteklenmişler. Altı yıl önce Innsbruck Üniversitesi araştırmacıları, sekiz tane “entangled” ya da iç içe dolanmış, kuantum parçacığı kullanarak ilk kuantum “byte” birimini gerçekleştirmişlerdi. Bu halen kırılamayan bir rekordur. Ama pratikte bir anlamı yoktur, çünkü anlamlı bir bilgi işlem için bundan binlerce veya milyonlarca yapmak gerekir. Oysa sekiz iyonun bile yan yana dizilmesi ve kontrolü büyük zorluk çıkarmışken bunların binlercesinin inşası olanaksız görünmekteydi. Bu zorluğu aşmak için kuantum fiziğinde zamanımızın önde gelen iki ismi Ingacio Cirac ve Peter Soller’den kaynaklanan iki devrimsel fikirden yararlanıldı. İşin özünde ayrı ayrı “byte” lar oluşturulup bunların arasında nano düzeyde iletişim kurulabilir miydi sorusu vardı. Birbirleriyle iletişim halinde çok sayıda yazmaç (register) üreterek işe başlandı. Her yazmaç komşusuna yaklaşık 50 mikrometre mesafedeyken parçacıkların hareketlerini anten olarak kullanarak iletişim kurdu.  İki komşu yazmaç alıcı ve verici olarak iletişim kurunca aralarında oluşan kuplaj bir kuantum bilgisayarının yapı taşı oluyor. Proje grubundan Profesör Blatt’a göre, istenen bu kuplajı sağlamak basit gibi görünen yolla mümkün oldu. Ama gene de kuantum düzeyinde iki mekanik sistem arasında kuplaj sağlamanın ilk kez yapılabildiğini söylüyor. Gruptaki bilimadamları kuplajın gücünü kuantum kuyularına daha çok iyon kullanarak artırabildiklerini, iletişim hızını ve aradaki mesafeyi de böylece büyütebildiklerini söylemekteler. Böylece çalışan bir kuantum bilgisayar yapmak kolaylaşacak. Artık içinde birbirleriyle iletişim halinde çok sayıda iyon tuzağı, yani kuantum işlem birimi bulunduran bir yonga (chip) yapmak mümkün olacak ve bu yongaları kullanarak pratikte kullanılabilecek kuantum bilgisayarları yapılabilecek. Ancak bunun gerçekleşmesi için kaç yıl bekleneceği henüz bir soru işareti… Kaynak: www.bilimania.com

Uzunca bir aradan sonra "Merhaba"

Uzunca bir ara blog'umdan ve teknik işlerimden sağlık ve bazı sorunlarımdan dolayı uzak kaldım. Uzun bir aradan sonra bloguma yazmak oldukça keyifli. IOS, Android ve WP üçlemesi ile dolu bir mobil dünyayla karşı karşıyayız. Bu platformlarla ilgili yazılarım dışında teknik olmayan konulara da blogumda yer almasını istemekteyim. Tekrar herkese merhaba derken programcılık dünyasına yeni başlayanların Hello World klasik cümlesini ekranda gördüğü kadar mutlu ve sevinçli olduğumu söylemeden edemeyeceğim.  

Varmısın Yokmusun Yarışma Programında yarışmacıyım!

Acun Ilıcalı'nın sunduğu Varmısın Yokmusun yarışmasında 12 Ağustos 2010 tarihinden itibaren yarışmacıyım. Yarışmacı arkadaşlarla birlikte geçirdiğim keyifli vakit paha biçilemez. Acun Ilıcalı ile de muhabbet etme şansı yakaladığımız yarışmada tek yürek halinde yarışan arkadaşlarımızın 500bin kazanmasını istiyoruz. Genel yorumlarınızı bu gönderinin altına yapabilirsiniz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayına girecektir.