geceye düşülen notlar - 2

annem bugün bana çok kızdı ve sarstı! neden şiir ve yazı yazıyorsun diye. bir arkadaşım dalga geçti şiirlerimle. başkası para kazan işini yap ne işin olur şiirle dedi. bir kaçı da gurur duydu mutlu oldu yazdığım şiirlerle. kimi şiirlerim çok beğenil kimisi ise ötekileştirildi.yinede yazacağım dedim. zaten daha yazmadıklarım en iyi olan şiirlerim diye haykırdım. yüz sene sonra bir eskicide kitabım bulunduğunda okuyan adam, okuyyan kadın nefes alamayacak! o zaman volkan ismini zikeredecekler.o anda sonra mezarımda rahat uyuyacağım.12.10.2017 - Şile/AğlayankayaVolkan Atasever

geceye düşülen notlar - 1

birşeyler karalamak lazım bazen kağıt ve kalemle...kimi zaman içinden gelenleri yazmak kimi zaman ise düzenli bir şekilde disiplili özel bir defter tutmak...şair biriktirmeli yazıları ve duyguları. herkes hayatında en az bir şiir yazmış olabilir belki ama kaliteli bir şair olmak demek yaşamın her anında her yerinde şiiiri görmek demektir.kelimelerin dansı nereye varır allah bilir ama eğer ölümsüzlüğe varmışsa oe kelimeler işte o an şair oldun demektir. sen göremesen bile...12.10.2017 - Şile/AğlayankayaVolkan Atasever

Charles Bukowski ile ilgili

Charles Bukowski'nin çoğu şiirini okumuşumdur. Bu ay ot dergisinin kapak konusun da Charles Bukowski olması beni bir daha onu anmaya itti. Türk yazar ve şairlerinin aynı zamanda kendi arkadaş ve çevresininde bukowski ile ilgili yorumları oldukça etkileyiciydi. şahsımın şiir yaşantısında bukowski ezgileri olduğunu düşünmemekteyim. zaman zaman benzer duygular hissettiklerim bazı şiirlerimde benzer konular kaleme almışta olabilirim. fakat bakış açımız farklı olsa da bu bukowskinin farklı ve sıradışı kalemini övmeme engel değil. açıkcası kendimi bir şair olarak nitelendiremem ancak öldükten sonra 3-5 kişi anarsa o zaman amatör bir şair diye anarlar belki de. asıl konumuz bukowski'yi es geçmeyelim. bu dergiden bukowski ile ilgili bir yorumu ve charles bukowski'nin bir şiirini paylaşarak edebiyat kategorimde sizinle paylaşım yapmak istemekteyim. ---- Hakan Günday: Sadece Git! Bukowski, yolun sonunu anlatır. Yolun bittiği ve ormanın başladığı, yalanın bittiği ve gerçeğin başadığı, insanlığın bittiği ve insanın başladığı, zamaın bittiği ve ölümsüzlüğün başladığı, sarhoşluğu bittiği ve sarhoşluğun başakdığı, umudun bittiği ve gösterinin başladığı yeri anlatır.. Ancak o yerin adresini asla vermez. Çünkü bilir ki bu dünyada sadece adres arayanlar kaybolur. Bu yüzden e Bukowski'nin mezar taşında şöyle yazar: "Deneme." Ne bir adres aramayı ne de kendini bulmayı... Sadece git. Durduğun yerde git. Hatta bırak, yolun sonu Sana gelsin. ---- Sean Penn: Erkeklere karşı daha sert! Bir gün ikimiz oturmuş, insanların Bukowski'yi kadın düşmanlığıyla itham etmesi üzerine konuşuyorduk. Şöyle söylemişti: "Beni daha önce okumuş insaların büyük bir çoğunluğu erkeklere daha kötü davrandığımı bilir!" ---- Bukowski'den bahsetmişken onun meşhur mavi kuş şiirini paylaşmadan ve bukowski'yi bilmeyenlerin de ilk okumları gerektiği şiiri olması gerektiğini düşünerek paylaşıyorum. bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, kal, diyorum ona, kimsenin seni görmesine izin veremem. bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama viski döküyorum üstüne sigara dumanına boğuyorum, fahişeler, barmenler ve bakkal çırakları hiçbir zaman bilmiyorlar onun orada olduğunu. bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, yat lan aşağı, diyorum ona, ocağıma incir dikmek mi niyetin? Avrupa'daki kitap satışlarımı sabote etmek mi? bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama zekiyim, sadece geceleri izin veriyorum çıkmasına, herkes yattıktan sonra. orada olduğunu biliyorum, derim ona, kederlenme artık. sonra yerine koyarım yine ama hafifçe öter tamamen ölmesine de izin vermiyorum ve birlikte uyuyoruz gizli antlaşmamızla ve insanı ağlatacak kadar güzel, ama ben ağlamam, ya siz?  

Agora Meyhanesi

Facebook üzerinde Barış Eraşkın'ın paylaştığı bir yazıyı alıntı yaparak sizlere yazmaktayım. konusu agora meyhanesi, bu şiiri yazan yazarın hikayesidir.     Bilmeyenimiz yoktur bu eseri ; Ama benim gibi çok ilginç ve hazin hikayesini bilmeyenleriniz de çoktur diye tahmin ediyorum. 1890’da bir Rum olan kaptan Asteri , Balat çarşısında bir Meyhane açar. Meyhanesine de Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını koyar. Meyhane masa yerine kullanılan dev fıçıları ve ucuz şaraplarıyla kısa zamanda ün yapar. Ama meyhanenin ününü artıran olay ilgisiz bir biçimde İzmir kaynaklıdır. Aradan zamanlar geçer... Tarih 1959’dur. Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi Komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz. Aşk acısı ona soluğu birçok zaman, İzmir’in Agora semtinde aldırmaya başlar. Çünkü Agora salaş meyhanelerin mekanıdır. Bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir Ve bir mektup yazmaya başlar aşkına. Mektup şöyle başlar: “Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.” Onur Şenli , Mektubun ileriki bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır . Şiirine de şu adı koyar: Gece, Şarap ve Aşk Onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir ,Şiiri kabul edilir. Şiir dergide tam basılmak üzereyken, Ege Expresi gazetesinin kültür-sanat editörü tarafından görülür. Editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek. Şiirin adı olur Agora Meyhanesi. Şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur. Hatıra defterlerinde yer alır, Sevgililerin kulaklarına fısıldanır. Şarkısı yapılır, Şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz. Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Gönül Yazar, Behiye Aksoy sadece bunlardan birkaçıdır. Şarkıyı dinleyenler İzmir’deki Agora’dan habersiz Balat’ta ki Agora Meyhanesi’ne akın ederler. Çünkü şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler. Haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar. Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk Filmi’nin Meyhane bölümleri burada çekilir. Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar. 2000’li yıllardan sonrada kaderine terkedilir, Çöplük olarak kullanılmaya başlar. AGORA MEYHANESİ (Şiir,tam metin) Sana bu satırları Bir sonbahar gecesinin Felç olmuş köşesinden yazıyorum Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında Saatlerdir boşalan kadehlere şarkılarını dolduruyorum Tabağımdaki her zeytin tanesine Simsiyah bakışlarını koyuyorum Ve kaldırıp kadehimi Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum. Burası agora meyhanesi Burada yaşar aşkların en madarası Ve en şahanesi Burada saçların her teline bir galon içilir Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir Burası agora meyhanesi Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası? Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam Elimde değil Bu da bir nevi namuslu serserilik Dışarda hafiften bir yağmur var Bu gece benim gecem Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum Ve sana susuzluğumu Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır Umutlar tükenir, mezeler biter Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden Bu sarhoş şehrin üstüne Birazdan bu yağmur da diner Sen bakma benim böyle Delice efkarlandığıma Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver Yarın gelir çamaşırcı kadın Her şeyden habersiz onu da yıkar Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar? Dedim ya burası agora meyhanesi Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer Burası agora meyhanesi burası kan tüküren mesut insanların dünyası." Maalesef kanserle savaşan Dr. Onur Şenli bugün tedavi gördüğü hastanede vefat etti. (08.09.2017). Mekanı cennet olsun. Onur Şenli (İzmir-1940-2017)  

Gazi Mustafa Kemal ile İlgili Bir Anı

Rahmetli Büyük anneannemin başından geçen bu anıyı daha önce zaman tünelimde paylaşmıştım. kaybolmaması adına notlara da yazmak istedim. bu sayede daha kolay ulaşılabilir... Gazi Mustafa Kemal nasıl bir Osmanlı Paşası idi ise rahmetli büyük anneannemde bir Osmanlı kadını idi. yani anneannemin annesiydi kendisi. egeliydi ve uşakta yaşardı. Yunan işgalini yaşamıştı. yunanlılar bir camiye tüm ahaliyi doldurup yakmaya karar verir ve yağmalar başlar. bir kısım halk ormanlara doğru kaçmaya başlar. bunu rahmetli büyük anneannemin ağzından anlatıyorum o zamanlar 5-6 yaşlarındaydım. ve birden herkes Mustafa Kemal geliyor, Mustafa Kemal geliyor diye bağırmaya başlar yunan askerleri dahil ve hepsi her şeyi bırakıp kaçmaya başlar. camidekiler de yanmaktan kurtulur. Atatürk'le ilgili bu anıyı birinci ağızdan dinlemiş belkide son nesil olarak şunu demek istiyorum. işte büyük anneannem o gün yunan askerleri Mustafa Kemal geliyor diye kaçmasaydı belki yaşamıyordu. şu anda bu satırları da yazamıyor olurdum. ne Osmanlı padişahlarını bir evliya olarak gördüm, ne de Atatürk'ü bir peygamber. bu çok net bir durum bu liderler sayesinde varız ve bugün bu ülkede özgürce yaşayabiliyoruz bu bir gerçek. Atatürk, hep ileri gitmemiz gerektiğini söylemiştir. o zaman daha ileri gitmeli ve daha gelişmiş bir ülke için savaşmalıyız. eğer ilk ağızdan dinlemesem Atatürk'e bu kadar derin bakabilir miydim bilemiyorum en azından o şanslı bireylerden biriyim. biliyor musunuz? eğer laiklik olmasa ve bir kısmımızın çok eleştirdiği o devrimleri olmasa büyük ihtimalle orta doğu bataklığında şu anda boğuluyor olacaktık.ve bu devrimleri belki o zaman da yapacak bir lider çıkmayacak ve savaşlarla, kanla dolu bir yüzyıl geçiriyor olacaktık. sadece bir anımı paylaşmak istedim. bir Osmanlı kadını bana bu hikayeyi anlattı. iyi ki de anlattı ve bakış açım gelişti. tek dileğim ucuz siyasi parti tartışmaları olmayan bir ülke. Hükümetler hep geçici olacaktır baki kalan devlettir.

Türklerin Tarihi Kitabından

Dünya tarihinin hemen hiçbir safhası, dünya coğrafyasının hemen hiçbir önemli parçası yoktur ki orada Türkler olmamsın. Türkler olmadan hiçbir önemli Avrupa devletinin milli tarihi incelenemez. Yine aynı şekilde hiçbir Ortadoğu ülkesinin, hiç bir Rus-Slav ülkesinin milli tarihi ve kimliği Türkler hesaba katılmadan anlaşılamaz. Bu, Orta çağların derinliklerinden başlar ve yakın zamanlara kadar devam eder. Öyle ki Tükler olmadan Orta çağ olamaz, Rönesans olamaz, 1. Cihan Harbi anlaşılamaz.En mühimi ise şudur: Bazılarının iddialarının aksine Türk tarihi ve Türk milliyetçi düşüncesi bir eğitim aracı değildir. Okullarımızda faşist bir eğitim verildiğini, tarih ders kitaplarımızın insanları körü körüne milliyetçi yaptığını iddia ediyorlar. Bu memleketin ortaokullarında, liselerinde okudum. Yıllardır bu sahada çalışan, araştırma yapan biri olarak ben böyle bir yapının etkin olduğuna rastlamadım. Tam aksine, Türk tarih eğitiminin sefaletini müşahahede ettim. Fakir bir edebiyata dayanan, tek kelimeyle sefil bir eğitim; söz konusu eğitimin ne demokrasi ne de totaliter bir ideoljinin altyapısını vermesi mümkündür.İlber Ortaylı - Türklerin Tarihi kitabından

Her Telden ve Kitap Okuma

Bildiğiniz gibi 2005 yılından beri blogumda sadece teknik içerikler paylaşmaktayım. son 1 ay içinde ise farklı ilgi alanlarımdan bahsettim. bunlardan bir kısmı yine teknoloji içerisinde olan retro computers ve şiir kitabım olarak söyleyebilirim. bildiğiniz üzere bir şiir kitabınız olduğunda şair title'ını alırsınız. bu bağlamda artık blogumda teknoloji, edebiyat, retro computer ve diğer farklı deneyimlerimi de paylaşma kararı aldım. eski yazılar hala yayında hali hazırda. bunun dışında uzun süredir blogengine sistemini yeni versiyona güncelledim. yapılacaklar listesi için de blogengine versiyonunu yükseltmekte var. Bu arada bir bilim insanı olma yolunda da bazı adımları atmaktayım. Bunların en önemlileri arasında yakın bir zamanda yapacağım 2 patent başvurusu olacak. Bunlarla ilgili gelişmeleri gizliliği göz ardı etmeyecek şekilde sizlerle paylaşacağım. Bunun dışında tekno-siyasi yani sadece siyasetin teknoloji ile kesiştiği noktalarda parti bağımsız politikaları eleştirmek ve/veya alkışlamak istediğim yazılarda yazmak istemekteyim. Teknik bir blogdan daha çok bana dair ve bilime dair, edebiyata dair, gündeme dair yazılarda bulabileceksiniz. bildiğiniz üzere teknoloji ve yazılımla ilgili 4 kitapla tam tamamlamasamda bir kısım hedeflerimi gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. bunun için özellikle yeni yazılım ve teknoloji kitapları yazımı ve yazarlığa ilk adımla ilgili içerikleride paylaşmak istemekteyim. insanlar sadece benim yaptıklarımı ve değerlendirmelerimi değil nasıl yapabileceklerini de görmesi açısından. Baktığınız zaman biz yazılımcılar kimi zaman yönetimsel alanlara kimi zamanda işimizle ilgili olmayan çok farklı konulara da kayabilmekteyiz. Her şeyden önce insanız! Peygamber olmadığımız için hepimiz hata yapabiliriz. Ama yapmamamız gereken tek hatamız var o da kendimizi geliştirmeyi bırakmak. Her konuda kendimizi geliştirmeliyiz. Baktığınız zaman bir insanın entelektüel sayılabilmesi için toplamda hayatı boyunca 4000 kitap üzerine çıkması gerekir. Kaba tabirle çok kitap okumak yetmiyor çünkü okumamızın da bir sınırı var yıllar buna katkı da bulunuyor. ülkemizdeki kitap okuma oranları ise malesef çok düşük sayılarda seyrediyor. çok sevdiğim bir arkadaşım olan Semih Arslan facebook sayfasında aşağıdaki yorumu yapmış; 1940'lı yıllarda bir Köy Enstitüsü öğrencisi dünya klasiklerinden yılda 24 kitap okuyup, okuduğunu tartışmaya açarken bizlere ne oldu da kitap okumayan bir topluma dönüştük?"//Türkiye'de 6 kişiye yılda 1 -bir- kitap düşüyor. Okuma alışkanlığına sahip olan kişi sayısı ortalama sadece 40 bin kişi. Oysa bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7 kitap okuyor. Hiç şüphesiz toplumun sosyal refah devleti anlayışıyla gelir dağılımı, işsizlik, sosyal güvenlik problemleri çözüldükçe okuma oranlarında, kitaba ayrılan para ve zamanda da olumlu gelişmeler olacaktır.// evet köy enstitüsü konusunda haklı olabilir fakat kitaba ayrılan para asla işsizlik, gelir dağılımı ve sosyal güvenlik ile ölçüşemez buna emin olun. Şirketim Software4Galaxy kadıköy'de bir iş merkezinde ve 2-3 tane kitapçıda var iş merkezinde. bunlar sahaf tarzı kitapçılar. inanır mısınız dışarıya bir köşeye sadece 2TL den harika kitaplar koymuş. hepsi 2. el ama sıfır bile bulamayacağınız çok pahalıdan çok ucuza kitaplar var. Allah aşkına kim 2 TL 'ye bugün sakızdan başka bir şey alabiliyor veya pet şişe su'dan başka birşey. İnanın kitaplara dünya para verdiğim zamanlarda oluyor. Ama bu aralar komşumuz olan kitapçıdan harika kitaplar buluyor ve okuyorum.   Hala 4000 kitabın üstüne geçemedim gerçek bir entellektüel sayılmam. Bu kadar kitap okuduğunu ve entellektüel olduğunu iddia eden fakat okumamış olan bir entel maganda da değilim. 33 yaşındayım 2017 itibariyle. 6 yaşımda okumaya başladığımı düşünürseniz ortalama 850 kitap okumuşum bu yaşıma kadar. şu anda 750 kitap kütüphanemde bulunmaktadır. yaklaşık yılda 31-32 kitap eder. ortalama bir japondan, bir isviçreliden ve bir fransızdan daha fazla olsa da inanın bu bile yeterli değil. bu kadarcık az bir birikimle bile bir şiir kitabı yazabilecek bir kelime hazinem oluşmuş. tabi şiirsel yetenek başka bir konu ama bir background'unuz olmadan inanın ne kadar yeteneğiniz olursa olsun bu bile zor. bir şiir kitabım var diye kendime şair yakıştırması yapsam da bu ümit yaşar oğuzcan, atilla ilhan gibi çok sevdiğim şairlere bir hakaret olur. bu sadece egomu okşamak adına yaptığım bir tamlama ve vurgu. ama bir gerçek var bir şair olmak için en az 10 yıl ve bir çok şiir kitabı gereklidir. en azından şairliğe giriş yaptığımı söyleyebilirim. Şimdilik bu yazımı burada sonlandırarak diğer yazılarımda görüşmek üzere diyorum. Her zaman blogumda kod parçası görebilirsiniz ama bu tarz yazıları da bolca göreceksiniz belki de daha fazla. Yazımı burada sonlandırırken anadolu yakasında olanlar için kadıköy deki sahaflardan bol bol kitap almanızı öneririm. Hemde haziran 2017 de bile 2TL'ye!