Sayın Prof. Dr. E. Murat Esin, sizi tanımayanlar için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

 

1980 de Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Elektronik ve Haberleşme Mühendisi olarak mezun oldum. Aralıklarla sanayide ve değişik üniversitelerde çalıştım. Bir mühendisin bulunabileceği her pozisyonda bulundum sayılır. Bu arada matematikte yüksek lisans, bilgisayar mühendisliğinde doktora, yazılımda doçent oldum. 2006 dan bu yana Maltepe Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapmaktayım.

 

Sektörün duayenleri arasındasınız elektronik mühendisliği bölümünde profesörlük ünvanına sahipsiniz. Sizce Bilişim ve Bilişim teknolojileri konusunda ülkemiz sizce hangi konumda? Çocukluk evresinde mi yoksa dünya ile rekabet edecek güce sahip mi?

 

Duayen lâfının gereksiz iddiasını bir kenara bırakıp soruya gelelim.

 

Sokaktaki adamın inanması güç olabilir ama, son derece iyi yetişmiş ve iyi işler yapan bilişimciler ve bilişim firmalarımız var. Birçok konuda dünyadan daha öndeyiz bile. Ancak bilişim toplumu olmak; aramızdan bazılarının bu konuda yetişmiş ve üretici olmasından ibaret değil. Toplumun büyük kesimlerinin çalışmalara hiç değilse alıcı olarak destek vermesi, haberdar olması, bu konuda çalışıyor olması ve kendi ürünlerimizi ortaya çıkartmak ve kullanmak konusunda kararlı olması gerekiyor. Bunu bir devlet ülküsü olarak görmek ve düzenlemek gerekiyor. Örneğin yapay zekâ uygulamalarında NATO’nun en iyi uygulamaları bizde yapılıyor. Ama uluslar arası rekabet şartları içinde büyük firmalarımız yoksa bunu küresel rekabetin acımasızlığından çok kendi teşkilatlanma ve kurumsallaşma alışkanlıklarımızın kusurluluğunda aramak icap eder. Diğer yandan iyi mühendislik iyi ürün, iyi ürün geniş pazar anlamına gelmez. Demek ki; ürün geliştirmek yanında ürün pazarlama konusunda da alınması gereken mesafeler var.  

 

Üniversitede eğitim veren bir hocamız olarak Elektronik Mühendislerinin yazılımdan, Bilgisayar Mühendislerinin ise elektronikten kaçınma paradoksunu nasıl karşılıyorsunuz?

 

Sıradan elektronik, ya da sıradan bilgisayar mühendisliği problemlerinin çözümünde sadece kendi konunuza hakim olmak yeterli sayılsa da; bugün hangi alanda olursa olsun bilgisayar kültürü olmadan, programlama bilgisi olmadan mühendislik yapmak neredeyse imkânsız. Ben hem elektronik hem de yazılım tasarımcısı-uygulamacısı olarak birinden sahip olduğum kültürü ve çözüm alışkanlığını diğerinde çokça kullandım. Bu nedenle biraz da olsa elektronik bilmeyen yazılımcı ile yazılım bilmeyen elektronikçiyi eksikli sayarım. Yazılım üretirken donanıma hakim olmak, donanım üretirken yazılım tasarlıyormuş gibi algoritmik düşünebilmek son derecede avantajlıdır. Üstelik bu eksiklikleri tamamlamak aylarla ölçülebilecek zamanları alır, fakat bütün meslek yaşamınızı olumlu etkiler.

 

Diğer yandan; günümüzde kullandığımız pek çok cihaz, genel amaçla üretilmiş donanımlara yazılım eklenerek ortaya çıkmakta ve bunlara gömülü sistemler denmektedir. Bizim gibi donanım üretimi kısıtlı ülkeler için gömülü sistemleri elektronik olarak tasarlayabilmek ve bunlara yazılım ekleyebilmek çok ufuk ve piyasa açıcı alanlarıdır.

 

Bilgisayar Mühendisliğinde verilen eğitim genellikle bilgisayar bilimleri alanındaki temel konulardan ve yazılım konularından oluşmakta. Yurt dışında ise çoğunlukla yazılım mühendisliği ve bilgisayar bilimleri adı altında iki bölüm görmekteyiz. Bilgisayar Mühendisliği bölümünün aslında Yazılım Mühendisliği olarak anılması gerekmez mi?

 

Bilgisayar mühendisi denilince daha ziyade bilgisayar donanımını da bilen ve bunun üzerinde “oynayabilen” birileri akla gelmelidir. Oysa bizde çoğu bilgisayar mühendisliği bölümünde donanım hocası ve laboratuarı yoktur. Dolayısıyla ilgili dersler de kısıtlı sayıdadır. Bu nedenle zaten yazılım mühendisliğine yakın bir öğrenim verilmektedir. Yazılım mühendisliği diye açılan bölümlerde bu derler bile lüzumsuz sayılmıştır. Neyi programladığınızı bilmezseniz herhangi bir yazılım kursu bitirmiş amatörden ne farkınız kalır?  

 

Bilgisayar Mühendisleri yanında diğer disiplinlerle uğraşan veya bu işin okulunu okumamış kişilerde yazılım geliştirmekte. Bunun sebebi nedir?

 

Kişisel tecrübem; yukarıda bahsettiğim çerçevede programlama yapılacaksa, işi bilen adama programlama öğretmek, programlama bilen adama işi öğretmekten daha kolaydır da onun için. Pekalâ o zaman bilgisayar mühendisi yetiştirmek gereksiz midir? Hayır. Yazılım geliştirmenin metodolojik bir iş olduğunu bilmek gerekir. Yazılan, hatta çalışan her programın verimli olduğunu söylemek mümkün değildir. Yazılım geliştirmek ciddi bir sanattır ve meselâ şiirle kıyaslanabilir. Bir dilin bütün sözcüklerini bir lügat gibi bilmek başka, bu dili konuşabiliyor olmak başka, bu dilde şiir yazabilmek ise bambaşkadır. Bilgisayar mühendisleri yazılımı şiir gibi yapabilecek altyapıya sahiptirler, en azından öyle olmaları beklenir. Olmazlarsa zaten bu mesleğin profesyoneli sayılamazlar.  

 

Sektörde çalışmak için sizce verilen salt üniversite eğitimi yeterlimidir?

 

Yeni mezun olduğunuzda iş aramak için yeterlidir. Zaten sizi işe alacak kimseler de sizden ne beklenebileceğinin farkındadırlar. Ama seneler geçtikçe geometrik olarak artan bilgi birikimini takip etmek ve eksiklerinizi tamamlamak zorundasınız. Elektronik ve yazılım sektörlerinde bunu yapmaya cesareti ve enerjisi olmayana hayat hakkı yoktur.

 

Apple ve Microsoft firmalarının çocukluk dönemlerini de bilmektesiniz şu andaki konumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Her şeyden önce bunların ortaya çıkış ve gelişmelerinden alınacak çok ders var. Eskiden talebin yani ihtiyacın arzı yani ürün ve hizmet sunumunu doğuracağını söyleyen iktisatçıları bile şaşırtacak bir dönüşümle arzın talebi doğurduğu bir dünyayı yaşamaktayız. “İnsanlar evlerine niye bilgisayar alsınlar ki?” diye soran devler hüsrana uğrarken bu firmalar her eve girmenin yolunu açarak dev olmuşlardır.

 

Eskiden elektronikçiler bedelsiz yardımlaşmaları ile ünlüydü. Bir dönem yazılımcılar da öyleydi. Oysa şimdi kıyasıya bir rekabet içinde başkalarına hayat hakkı vermeden savaşmaktadırlar. Öyle ki; liberal ekonominin bayraktarı ABD bile zaman zaman antitröst uygulamalarla devlerin gelişimini ve başkalarını silmelerini önlemeye çalışmaktadır. Böyle bir dünyada yeniden bir dev oluşturabilmek ya Almanya’nın Linux için yaptığı gibi çok özel tedbirlere, ya da kimsenin akıl sır erdiremeyeceği bir cin fikre bağlıdır. Örneğin Google’u birden bire dev yapan sırrın çok özel ve etkin algoritması olduğu bilinmektedir. Tabi bilinen; sırrın algoritmada olduğudur. Yoksa algoritmanın kendisi halâ sırdır. İyi bir fikrin makul bir zamanda ürüne dönüşmesi halinde mutlaka alıcısı bulunmaktadır.    

 

Yeri gelmişken; rekabetin tek şartının ucuzluk olduğu doğru değildir. Asıl önemlisi kalitedir ve asla ödün verilmemelidir. Mercedes firmasının batışını görene kadar yüksek fiyatla bile olsa kalitenin her zaman müşteri bulacağına inanacağım.

 

Türkiye’de Akademisyen olmanın zorlukları nelerdir?

 

Birincisi kaynaklara erişmekteki zorluktur. Özellikle elektronik ve bilgisayar alanlarında zaten binlerce kişinin çalıştığı firmaların yapmaya çalıştığı birtakım işleri kendi köşenizde yapmaya çalışmak son derece zordur. Bu firmaların olduğu ülkelerde akademisyenler ile firmalar birlikte çalışırlar. En azından bilim adamlarına kaynak aktararak bazı işlerin akademik seviyede yapılmasına destek olurlar.

 

İkincisi bizim kendi insanımıza olan inaçsızlığımızdır.  Aynı adama yurt dışında fonlar ve laboratuarlar emanet edilirken yurt içindeki firmalar dışarıdan birilerini aramayı tercih eder. Devlet bile en önemli projelerini sayıca daha az, kalitece daha düşük adam çalıştıran yabancılara yaptırmayı marifet sayar. Oysa tecrübe uygulama yapıldıkça kazanılır ve hiçbir şey yapmadan tecrübeniz olmaz. Öncelikle neyi istediğimizi, nasıl bir Türkiye istediğimizi ortaya koymak, sonra da bunu inşa edecek adamlara destek olmak icap eder.

 

Üçüncüsü ise ücretlerdir. Yüksek standartlarda çalışmalar beklediğiniz bir mühendis akademisyene herhangi bir devlet kuruluşunda verilenden bile daha düşük ücret ödüyorsanız bu mesleğe talip olacak kaliteli insanlar bulamazsınız. Böylece bindiğiniz, daha doğrusu gelişmiş bir Türkiye için binebileceğiniz tek dalı kesmiş olursunuz.  

 

Bir elektronik, bilgisayar veya yazılım mühendisine verebileceğiniz en büyük tavsiye ne olur?

 

Bu meslekleri sevememişseniz tez elden bırakın. Başka işler yapın.

 

Çünkü genel olarak mühendislik özel bir düşünce sistematiğine sahip olmayı ister. Karşılaştığınız her şeyi içinde sizin de tasarlayabileceğiniz bir takım işlemler olup biten ve belli girişlere karşılık belli çıkışları olması gereken ve mutlaka çalıştırılabilmesi beklenen prosesler olarak görebilmek alışkanlığı ister. Özel olarak elektronik ve bilgisayar alanlarında her altı ayda bir katlanan bilgi birikimini takip edebilecek gayret ister.

 

Ben, –eğer bir örneksem- 30 yıldır mühendislik, 28 yıldır yazılımcılık yapıyorum. Ürettiğim her yeni şeyin bana bir şeyler kattığına, benim de mesleğime bir şeyler eklediğime inanıyorum. Hâlâ ve zevkle tasarım yapıyor, kod yazıyorum.

 

Budha’nın dediği gibi; “Anladıkça daha çok seviyorum. Çünkü anlaşılan her şey güzeldir.”

 

----

Değerli Hocamız Prof. Dr. Murat Esin’e bu değerli vaktini bize ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

Röportajı Yapan:  Volkan Atasever

                              Bilgisayar Mühendisi

                              DeveloperMania.Net Topluluk Lideri

                              PCWorld Dergisi Yazarı